Kamera Arkası | Röportaj Haber
Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, “Kamera Arkası” projesi kapsamında gerçekleştirilen söyleşide tiyatro eğitiminin oyunculuk üzerindeki etkisini, karaktere hazırlanma sürecini, Türk dizilerinin dünyadaki karşılığını ve genç oyunculara tavsiyelerini anlattı.
Tiyatro kökenli bir oyuncu olarak sahne deneyiminin meslek hayatında önemli bir yere sahip olduğunu belirten Taylan, oyunculuğa dair bildiği pek çok şeyi konservatuvarda öğrendiğini söyledi. Konservatuvar eğitiminin oyunculuğu üzerinde derin bir etkisi olduğunu ifade eden Taylan, mesleğin yalnızca okulda öğrenilmediğini de vurguladı.
“Meslek sadece okulda öğrenilen bir şey değil; setin, sahnenin veya televizyon stüdyosunun da bir ders alanı olduğunu unutmamak gerekir” diyen Taylan, oyuncunun çalıştığı her ortamdan kendisini geliştirecek bir şeyler alması gerektiğini belirtti.
“Karakteri düşünerek çalışırım”
Bir role hazırlanırken özel bir yöntem izleyip izlemediği sorulan Taylan, günümüzde senaristlerin karakter tahlillerini daha detaylı şekilde sunduğunu söyledi. Öncelikle metni ve karakter analizini okuduğunu, ardından senaryoyu özümsediğini dile getiren Taylan, çalışma yöntemini şu sözlerle anlattı:
“Ben düşünerek çalışırım ve sete geldiğimde de genelde hazır olurum. Yine de metinde yer almayan ama onunla çelişmeyen bazı fikirlerim varsa, uygulamadan önce yönetmenle tartışır, konuşurum. İkna olurum veya ikna ederim. Ondan sonra kendi katkımı da koyarım.”
Taylan, oyunculukta karaktere katkı sunmanın yönetmenle kurulan sağlıklı iletişimle mümkün olduğunu belirtti.
“Bütün karakterlerle aramda bir bağ var”
Uzun yıllardır ekranda farklı karakterlere hayat veren Ahmet Mümtaz Taylan, canlandırdığı rollerle arasında bağ kurduğunu ifade etti. Oyuncuya göre bu bağ, çoğu zaman daha rol kendisine gelmeden başlıyor.
“Kastı yapanlar ve yönetmen zaten bir bağ olduğunu düşündükleri için seni istiyor. Sen de onu fark ediyorsun ve kendi özelliklerini karakterde görüyorsun” diyen Taylan, karakterlerin yalnızca iyi ya da kötü olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Taylan, “Herkes bütünüyle iyi veya bütünüyle kötü değildir. Benim de iyi yanlarım var, tatsız yanlarım var. Bazen çok iyi olmayan karakterler için tatsız yanlarımı coşturuyorum; bazen de iyi yanlarımızın üstüne düşüyoruz” sözleriyle oyuncunun karakterle kurduğu ilişkiyi anlattı.
Set ortamında yalnız kalmayı tercih ediyor
Set ortamında rolün etkisinde kalıp kalmadığı sorulan Taylan, sahne bittikten sonra karakterden çıktığını ancak set süresince karakterden çok uzaklaşmamaya çalıştığını belirtti.
“Rol biter, ben karavana giderim, yanına Ahmet Mümtaz olarak gelirim. Ama setteyken de pek Ahmet Mümtaz olmam” diyen oyuncu, set aralarında fazla sohbet etmeyi tercih etmediğini söyledi.
Taylan, bunun mistik ya da abartılı bir durum olmadığını, yalnızca karaktere odaklanma biçimi olduğunu ifade etti. “Bütün set süresi boyunca karavan veya dinlenme alanlarında çok fazla muhabbet etme becerim yoktur. Daha çok yalnız vakit geçiririm ve karakterin içinde kalmaya, çok uzaklaşmamaya çalışırım” dedi.

Türk dizilerinin dünyadaki ilgisi: “Dünya bunu seviyor”
Söyleşide Türk dizilerinin son yıllarda dünya genelinde gördüğü ilgi de ele alındı. Ahmet Mümtaz Taylan, Türk dizilerinin farklı coğrafyalarda karşılık bulmasını olumlu değerlendirdi.
Dünyanın birçok ülkesinden farklı türlerde yapımların dijital platformlar aracılığıyla izlendiğini belirten Taylan, Türkiye’de üretilen dizilerin ise çoğu zaman “soap opera” yani pembe dizi türüne yakın bir yapıda olduğunu söyledi.
Taylan, Türk dizilerinin bölüm sürelerinin dünya standartlarına göre oldukça uzun olduğuna dikkat çekerek, “Dizilerimizin montajları çok uzun; 130-140 dakika sürüyor. Normalde dünya standartlarında reklamlar dahil bu süre 45 dakikadır” ifadelerini kullandı.
Uzun sürelerin zaman zaman tekrara yol açabildiğini belirten Taylan, buna rağmen Türk dizilerinin dünyada ilgi gördüğünü söyledi. “Dünya bunu seviyor. Çünkü başında pür dikkat oturmanızı gerektirmeyen, iş yaparken veya sohbet ederken arkada akabilen işler. Seyirci dünyanın her yerinde birbirine benziyor” dedi.
Taylan, Türk televizyon yıldızlarının yurt dışında sevildiğini ve tercih edildiğini de sözlerine ekledi.
“Kalıcılık kendini geliştirmekle ilgilidir”
Oyunculukta kalıcı olmanın yalnızca fiziksel görünümle ya da popüler işlerde yer almakla açıklanamayacağını belirten Taylan, meslekte sürekliliğin kendini geliştirmekle mümkün olduğunu vurguladı.
Oyunculuğun sevgi, emek ve disiplin istediğini söyleyen Taylan, “Sevmek derken, sarılıp sevmekten değil, sevmenin gereğini yapmaktan bahsediyorum. Okumaktan, dinlemekten, incelemekten ve araştırmaktan vazgeçmemek gerekir” dedi.
Oyunculukta partnerle kurulan ilişkinin önemine de değinen Taylan, “Oyunculuk kendin için değil, karşıdaki partnerin için yaptığın bir şeydir. Ona ne kadar yardımcı olmaya, onu açmaya çalışırsan sana da o kadar faydası olur” ifadelerini kullandı.
Felsefe, edebiyat ve müzik gibi farklı alanlarla ilgilenmenin oyuncuyu geliştirdiğini belirten Taylan, özellikle edebiyatın karakter ve olay örgüsü açısından önemli bir kaynak olduğunu söyledi. Genç oyuncularla çalışırken onlardan da çok şey öğrendiğini ifade eden Taylan, gençlerin farklı bakış açıları ve pratiklerle geldiğini belirtti.
Televizyon ve sinema arasında tempo farkı var
Söyleşide televizyon ve sinema projeleri arasındaki farklara da değinildi. Taylan’a göre televizyon dizilerinde tempo çok daha hızlı ilerliyor. Bir bölümün 5-6 gün gibi kısa sürede çekilmesi, oyuncunun hızlı ve hatasız çalışmasını gerektiriyor.
Sinema filmlerinde ise çalışma süresi daha uzun ve süreç daha özenli ilerliyor. Televizyonda 130-140 dakikaya ulaşan bölüm süreleri, sinemada 90-110 dakikalık daha yoğun bir anlatıya dönüşüyor. Bu nedenle oyuncunun her iki alanda da iç ritmini ve duygusunu projeye göre ayarlaması gerekiyor.
Genç oyunculara tavsiye: “Hayatın her dakikası bir ödevdir”
Ahmet Mümtaz Taylan, oyuncu olmak isteyen gençlere de önemli tavsiyelerde bulundu. Oyunculuk ve yönetmenlik gibi alanlarda çalışmak isteyen kişilerin işinin sabah uyandığı anda başladığını belirten Taylan, “Hayatın her dakikası bir ödevdir” dedi.
Gençlerin mümkünse konservatuvarların tiyatro ve oyunculuk bölümlerinde eğitim almalarını öneren Taylan, bunun mümkün olmadığı durumlarda özel kurslar ve workshoplarla da kendilerini geliştirebileceklerini söyledi.
İyi oyuncuların, iyi filmlerin ve iyi dizilerin bolca izlenmesi gerektiğini belirten Taylan, okumanın da oyunculuk için vazgeçilmez olduğunu vurguladı. “Okumak bir görev olmaktan çıkıp hayatın bir parçası, vücudun bir uzvu haline gelmeli” dedi.
Genç kuşaklarla iletişimi koparmamak gerektiğini de söyleyen Taylan, kuşakları küçümsemek yerine onları dinlemenin ve anlamaya çalışmanın önemine dikkat çekti.
Sözlerini oyunculuğun sürekli gelişim isteyen bir meslek olduğunu belirterek tamamlayan Taylan, “Kendinizi geliştirdiğiniz sürece seyirciyi şaşırtmaya devam edersiniz. Şaşırtmadığınız zaman tekrara düşmüşsünüz demektir” dedi.
Haber: Şimal Meryem Eraslan
Röportaj: Kamera Arkası
Fotoğraf: Kamera Arkası arşivi
